• Ana Sayfa
  • »
  • Hem darbeye, hem işkenceye hayır

Hem darbeye, hem işkenceye hayır

Öyle bir dönemden geçiyoruz ki, “çürükler” ortaya çıkıyor. Oysa, herkes “hukukun üstünlüğü ve demokraside” birleşebilirdi. Böyle bir darbe teşebbüsü, yeniden barışmak için bir fırsat doğurabilirdi.


Ergenekon`da da aynı şeyleri yaşamıştık. Tutuklu hiçbir subay, en üst rütbedekiler dahi, suç işlediklerini kabul etmediler. 

 “Bütün deliller sahte ve düzmece”  dediler.

 Hâlbuki, zaten ordunun genetiğinde 27 Mayıs`tan bu yana bir 

“askeri vesayet” 

anlayışı hâkimdi. Yüksek Yargı da askerle birlikte hareket ediyordu. Nitekim 2008 yılında, 

“Başörtüsü serbest kalsın” 

diye bir anayasa değişikliği yapılması, iktidardaki partiye karşı kapatma davası açmanın gerekçesi sayıldı. Anayasa Mahkemesi`ne güvenilmeseydi, böyle bir dava hiç açılabilir miydi! O tarihte, medyanın bir bölümü, askeri vesayetin sesi olmak yerine, 

“Mahkemeler adil işlemiyor, hukukun üstünlüğüne saygı gösterilmiyor”

noktasında hareket etseydi, birlik ve beraberlik havası yaratılabilirdi. Darbe girişimi cezalandırılırken, birçok ordu mensubu da haksızlığa uğramazdı.

***

Bugün de aynı şeyi görüyoruz. Darbenin, memlekete zarar verdiği hususunda bir ihtilaf mevcut değil. Ama, ilk andan itibaren, daha hiç soruşturmadan, kalkışmayı FETÖ `ye mal etmek, kaygı verici gelişmelerin habercisiydi. Öyle de oldu. Cadı avı daha da derinleşti. Hâkimler, savcılar, valiler, kaymakamlar… Tam bir temizlik harekâtı başladı. İlgili ilgisiz herkes, daha önce oluşturulan fişleme listelerine göre, ya gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor ya da görevlerine son veriliyor. Ayrıca, işkence haberleri de kulağımıza kadar ulaşıyor. Mesela, eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk… Gazetelere yansıyan fotoğraflarına bir bakın. Darp izlerini resimde bile görmek mümkün. Üstelik Öztürk, 

“Askeri darbeyi planlayıp, yöneten kişi ben değilim” 

diye ifade veriyor. Savcıya anlattıklarını şu şekilde özetleyebilirim: 

“İzmir`de, saat 11.30 civarında noter işlerim bitti. 13.30`da Ankara`ya, askeri uçakla Kara Kuvvetleri Komutanı`yla birlikte geldim. Doğrudan torunlarımı görmek için Akıncı Üssü`ne gittim. Akşama kadar lojmanda vakit geçirdim. Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal beni aradı. Ankara`da uçakların alçak geçiş yaptığını söyleyerek, bu duruma müdahale etmemi söyledi. Üsse vardım. Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar oradaydı. Bana, orada bulunan Tümgeneral Kubilay Selçuk ve Tümgeneral Mehmet Dişli`yi göstererek, ‘Bu işi bunlar yaptı. Konuş ve ikna et` dedi. Selçuk ve Dişli`ye, darbenin başarılı olamayacağını, demokratik kurumların işlediğini, halkın tepki gösterdiğini anlattım; ikna etmeye çalıştım. Hatta itiraz edince onlara bağırıp çağırdım. Telkinlerim sonuç verdi. Üsten yeni uçak havalanmadı. Şahidim Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar`dır.”

Akın Öztürk, tutuklandı. Doğru ya da yanlış konuşabilir. Ama her halükârda, böyle bir işkenceye maruz kalmaması gerekirdi.

Ya devletin ajansı, Anadolu Ajansı ne yaptı dersiniz? Öztürk`ün ifadesini 180 derece çarpıtarak, 

“Askeri darbeyi ben planladım” cümlesine dönüştürdü.

Sadece Öztürk değil, gözaltında tutulan çok sayıdaki kişinin darp edildiği iddia ediliyor.

***

Darbe kötüdür. Fakat, makul bir insan ne Cadı avına prim verir ne de kötü muameleye. Bu noktada, herkes birbiriyle uzlaşabilir ama, maalesef, öyle olmuyor. Kimi Tayyip Erdoğan`a yaranma içgüdüsüyle, kimi askeri ve sivil bürokrasideki tasfiyeden şahsi bir menfaat devşirebileceği inancıyla, iktidarın hedef aldıklarını şeytanlaştırma, itibarsızlaştırma, işsiz bırakma, mağdur etme politikasına destek veriyor. Hal böyle olunca, tartışma, darbeyi kınama bağlamından başka yerlere savruluyor. Gerçekten demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü savunanlar, 

“Darbeci” 

gibi takdim ediliyor; 

“Bunları da tutuklayın” 

haberleri yapılıyor.

Bırakınız tutuklanmayı, öleceğimi bilsem, hukukun üstünlüğü ve demokrasiden caymam. Cadı avının bir parçası olmam. Komplo teorilerine prim vermem. Zulme boyun eğmem. Zira yaşadığım bunca tecrübe bana gösterdi ki, haklı olan, bir gün mutlaka güçlü de olacaktır. Bugün güçlü olanın, kendisini haklı çıkarttığı bir süreçten geçiyoruz. Ama nasıl olsa, o karanlık tünelin bir sonu gelecektir.

***

ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM


Kimler geldi, kimler geçti… Darbecileri de gördük, otoriter siyasi iktidarları da. Doğrusu bu kadarına hiç şahit olmamıştık ama, gene de, demokrasinin hiçe sayıldığı siyasi iklimler yaşadım.

Bana 

“Asker düşmanı” 

diyen de çıktı, 

“Her devrin adamı”

 da. Ne her devrin adamı oldum, ne de asker düşmanı. Özellikle Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı, bir kurum olarak, daima saygı duydum. Fakat, 

“darbeci askeri” 

sevmediğimi de hep söyledim. Şu anda Silahlı Kuvvetlerin düştüğü durum, beni ziyadesiyle üzüyor. Demokrasinin çivisi çıkarken, ordu da, büyük bir zafiyet yaşıyor. Her darbe, TSK`yı yıpratır. Ama bu defa, büyük bir bölünme manzarası mevcut. Üstelik, eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk örneğinde gördüğümüz gibi, son derece rencide edici davranış biçimleri ortaya çıktı. Twitter üzerinden, polisin hakaretlerine maruz kalan subaylar gördük. Siyasi iradenin emri üzerine sokağa dökülen vatandaşın, teslim olmasına rağmen askeri hırpalamasına şahit olduk.

Doğru bir istikamette yol almıyoruz. 

Tek doğru, hukukun üstünlüğü ve demokrasidir.

Ama yargının darmadağın edilmesinden anlıyoruz ki amaç, adil bir yargılama ya da hak ve özgürlüklere saygılı bir rejimi tesis etmek değil.

Türkiye uçurumdan yuvarlanmaya devam ediyor.

Bana gelince:

 “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla övemem.”


İzlenme Sayısı:210

  • PAYLAŞ